30 Nisan 2012 Pazartesi

Antakya ,

Hatay'lıları değil Antakya'lıları yazıyorum bu aksam .Kendilerine oyle diyorlar.'' Hatay lı değilik biz ''
Cumartesi den bu yana Antakya dayım  her anımı yemek yiyerek geçirecegimi  planlayarak gelmişken ,buna uyduguma yemin edebilirim :)
Mezelerle başlayalım kötü meze yemedim en iyisinden bahsedeyim '' Leban '' listesinde sadece benım gordugum 5 çeşit humusları var paçalı olan en ilgi çekici gozuken.
 Ha bide ismini soyleyemedıgım bi meze karışımı ,mezeleri var. Hatta şimdi de verdikleri broşurden yazacagım ''Lebanigra'' her lokantanın kendıne ait bir meze karışımı var bu şekilde kimisi cevizli biber ,humus ve çokelek karıştırırken kimisi sadece ikisinden yapıyor ve bu onların ozelleri oluyor.
Mezelerden bahsetmişken Humus en çok tüketilen en vitrin meze diyebilirim ,ancak birçok yer nohut unuyla  yapıyor bunu hatta çok rahatlıkla farkedebilirsiniz vasat ,sası lezzeti olmayan şey nohut unu . Farkı ve seçtiginiz yerin dogrulugunu burda fark edebilirsiniz.

Kebaplara gelince mezeler gibi değil.Mezeler kadar lezzetli değiller .Saygı duydugum dini inancları nedeniyle kuzu vsden. değil kebapları dana etinden, çok azda olsa kuyruk yagı var ancak yetecek kadar değil .
Kebaplar diye başladıgım paragrafın aslında alt başlıgı tepsi et antakya dediğin an arkasından soylenilen ilk sözcükler arasında tepsi et .Benım fikrimse bi üst mısra da yazdıgım gibi.
Yazmam gereken çok daha lezzetli  şuanda da yutkunarak hatırladıgım oruk yanı içli köfte ,tepside de içli köfteyi yapıyorlar, iki kat yapıyorlar çok ama çok lezzetli birçok yerde.
Son olarak Antakya da yediğim en lezzetli an künefeydi o kadar ağır yemeklerin üzerine olmasına ragmen kral künefe diye biyerde yediğimiz o künefe antakya yemeklerinin nirvanası olarak isimlendirilebilir,şerbeti ağır değil,dışı kıtır kıtır ,peyniri yumuşak uzuyor ama bi dokusuda var o kıtırlıgını yumusatan kadayıfın .Of fena bişi neyse .
Aklıma birşeyler gelirse eklerim tekrar ,lafın kısası çok keyif aldım gelinmeli mutlaka


26 Nisan 2012 Perşembe

Gönderme

Blogger ın yeni yazı oluşturmak için link girişi '' gonderme '' ilginç değil mi :)
Oglak ,
Aslında bu yazının konu başlıgı.
Bahardayız, hatta yaza geldik sayılır arkadaş!
Oglak hazırlıyorum bi bütün karkas la bi bahar menusu acayip heyecanlı .
Onun pirzolası on ve arka bacagı.
Onun pirzolasının kemık aralarından çıkan etlerinden yapacagım  sadecee, kendi oglak yagı ve tuzla tamamlanmış minik sucuklar.bi bacagı hiç dokunmadan oldugu gibi pişirip ,bir bacagı 18 saat 60 derecede pişirip pirzolasını 3 kalem bilmem kaç kalem, ayırmadan pişirip hazırlayacagım bir cocukluk anısını servis edecegim aslında bikaç hafta sonra .iade-i ziyaret gibi cocukluk günlerine :)
Her mevsim yeni malzeme de!!,bahar ve yazda çıkan ve onunla yapabileceğim yemekler orgazm gibi .Benım en çok keyif aldgım zevk aldıgım yemekler  bu zamanın yemekleri, heralde benım çok sevdiğim malzemeler oldugu için .
Neyse gondermenın, yani yazının :) konusu. Bahar ,oglak ,kuzular cocuklugunuzun oglak ,kuzu cevirmesinin beynelminel hali aslında :)

5 Nisan 2012 Perşembe

Zero,

Bahsetmiştim bu istanbul açıklaması şeklinde olan, el dergisinden.Özellikle istiklal caddesinde  birçok mekanda alıp okuyabileceginiz bir aperatif .
Dergiye isimsiz olarak yazanlardan ,köşe yazısı demek ağır olur .
Belki keyif veren yazılardan biri diyebiliriz.
Yine  boyle bir yazı,
''Lady Marmalade'' yazmış
''Etkinlikler arasında kararsız kaldıgın cumalardan değil bu gece.Tomtom'da sürükleniyorum kendimi bilmez şekilde.Sıkıldım alkolden,açım.
Çevir kafanı,solundayım.Bana yönel,sadece birkaç adım.Silinme zamanı dudaklarımdan vodkaların.
Tam burası,diz çökebilirim onunde.Dayan duvara ,izin ver parmaklarımın özgürlüğü vermesine.Saçlarım emrinde.götür beni acının eşiğine.
Dudaklarım sertliğinde,vucüdunu bırak benlıgime.Kontrolündeyim kasılan kadınlıgımın ,sen ellerimde.
Gel artık zamanımız dolmak üzere.Bekliyorum damak zevkimi çeşitlendireceğin yerde.
Köşeyi donup gittiğinde ,gecenin galibi ben olacağım yine!''
Bu yazının bana gore norması şöyle olurdu,
İstanbul,kadınlar,erotizm ve hepsinin bütünü  nevrotizim.

1 Nisan 2012 Pazar

Michelin Yıldızı-S.Pellegrino 50 restoran

S.Pellegrino sponsorlugunda dunyanın en iyi 50 restoranın seçildiği bir organizyon .Her sene yeniden düzenlenen yukselen ve düşen belli trendler dogrultusunda ilerleyen bir düzeni var .Belli seneler ardı ardına Elbulli nin seçildigi son donemde yerellik ve yalınlıgın on plana çıkması Noma nın birinciliği ile de bunun onandıgını gorebiliyorsunuz .
Bu 50 restoranın arasında michelin yıldızı olan restoranlar çoğunlukta olsada ,yıldız alma arzusunda çok uzak hatta umurlarında olmayan restoranlarda var D.O.M gibi Lechateubriand gibi .
Bahsetmek istedigim nokta bu .
Michelin yıldızında ,salon ambiyansı ,sarap kavı ,servis kalitesi gibi detaylar yemek kadar onemlıyken ,pellegrino listesinde bunlar ikinci planda .Lechateubriand cafe gorunumun de bir restoran olsada takip ettiğim kadarıyla yemekleri fazlasıyla üst düzey ve dunyanın 9. restoranı .
Bu noktadan  michelin ve pellegrino arasındaki ilişkiye, prestije ve restorana kazandırdıklarına gelirsek. İkisininde prestiji dunya klasmanında aynı.
D.O.M da geçirdiğim 2 haftada michelin yıldızının umurlarında olmadıgını gordum .
İşte bu noktada fark ortaya çıkıyor
Zira yaptıkları yemeklerle ile bu kustahlıgı sonuna kadar hakediyorlar.
bu cumleye dikkat edin ''Yaptıkları yemekler ile bu kustahlıgı sonuna kadar hakediyorlar''
Çunku Pellegrıno listesi daha cok yemekle bütünleşiyor.
Michelin Yıldızı yaptıgın yemek kadar restoranında bu üst düzeylige ulasmasını istiyor.
Bana gore de yeni dunya şeflerinin buna onem verdiğini dusunmuyorum .Bununla birlikte, yalınlık ve yerellık yemeklerle birlikte restoranlarada bulaşacagına uzun vaade eminim.Ve degerlendirmenin bu yonde degisecegine.
Sonuc olarak michelin yıldızı veya Pellegrino listesine girmek Türkiye için hiçbir farkı yok zira, birinden biri geldiği takdirde mutlaka iyi yemek ve bununla beraber iyi restoran rekabeti artacak ve dunya klasmanına yükselerek Türkiye'de dahil olacak .
Tercihim pellegrino listesi olurdu zira ilk once yaptıgım yemek ile değerlendirilmek salona yatırdıgım paranın onunde degerlendirilmekten  daha onur verici olurdu .
Bocuse d'or gibi yarışmalar veya organizasyonlar ile yavasta olsa Türkiye'ninde bu klasmana adım atmaya başladıgını soylemek mumkun.

2013

Bocuse d'or dan bahsetmeye gerek yok 2-3 haftadır bütün yemek yazarlarının bahsettiği konu .Hemen Ali Esad'ın yazısına bi goz atın
http://www.tumkoseyazilari.com/yazar/ali-esad-goksel/31-03-2012-tribundeki-prens.html
Bu kadar bahsedilmesinin sebebide seneye ülkeye gelecek olması bu yarışmanın.Hakediyor yani bu kadar bahsedilmeyi zira büyük bir adım olacagına inanıyorum .Yazıda da bahsettiği gibi yeni kapılar açacagına inandıgım bir organizasyon .
Olması gerektiği gibi bir yarışma Türkiye'deki emsalleri ile yan yana düşünülmeyecek kadar organize bir iş olduguna eminim .
Bu yarışmanın gelmesiyle 2013 şimdiden heyecan verici durumda .
Ve bir  başka haber, bir mimardan duydugum haber .Michelin lastıklerinin istanbul ofısi yenilenmiş ,bizene! ancak,.
O yeni ofiste ''X'' adında bir ofis. Genel müdür ofisiyle yan yana ve kimin kullanacagı ,neden kullanacagı duyulmamış ,konuşulmamış bir ofis .
Bence de düşündüğünüz şey ,soylentileri dogrular gibi  seneye michelin yıldızı Türkiye'de dedirticek turden bir fısıltı gazetesi haberi .

...

http://hazalyilmaz.com/anlamarama/
Hayatın keyiflisi bir site ,blog herneyse işte.